Monday, October 15, 2007

photo credit: Katrin Schoof




Xavier Le Roy: Bir beden tasarımcısı ... ya da ‘bricoleur’

Aylin Kalem

iDANS festivali’nde kaçırılmaması gereken işlerden biri hiç kuşkusuz Xavier Le Roy’nın Self-Unfinished adlı ünlü çalışması. Bu istisnai gösteri, 2001 Mayıs’ında Paris’te Théâtre de la Ville’de izlediğim andan itibaren bedene olan duyarlılığı yüzünden, belleğimde diğer çağdaş dans gösterilerinden ayrı bir yeri oldu. Bunun başlıca nedeni, koreografın çağdaş dans alanına, geçmiş eğitimi nedeniyle yepyeni bir açılım getirmesi.

Moleküler biyoloji doktoru olan Xavier Le Roy, doktora araştırmaları sırasında, bedenle ilgili çalışmaları nedeniyle 27 yaşındayken dansla tanışıyor. 1997 yılından beri de görsel olarak sade ancak düşünsel bakımdan yüklü önermeler içeren çalışmalar ortaya koyuyor.

Le Roy, 1998 yapımı Self-Unfinished’de yapıbozumsal bir yaklaşımla bedeni ayrıştırıyor, inceliyor ve başka biçimlerde değişkenliğinin altını da çizerek yeniden birleştiriyor. Derrida’nın önermeleri ışığında bedenin merkezini yerinden oynatıyor, öyle ki bedeni bir biçimde algılamaya başladığınız anda başka bir şeye dönüştüğüne tanık oluyorsunuz. Yakaladım dediğiniz formlar kayıp başka formlara dönüşüyor. Beden aynı anda hem o, hem de bu oluyor. Siz de algınızı bir ileri bir geri oynatıp algıda seçiminizi yapıyorsunuz.

Derrida’nın ‘bricolage’ terimiyle öne sürdüğü farklı sistemlere ait parçaları bir araya getirme fikrini burada, farklı beden algılama biçimlerini bir araya getirme üzerinden gözlemleyebiliyoruz. Üstelik ortaya çıkan bu yeni tasarım tutarlı ve sistematik değil. Lévi-Strauss ‘bircoleur’ü (bricolage yapan kişi) bir mühendis ile karşılaştırdığında ikisinin birbirine zıt biçimlerde çalıştıklarını savunuyor. Mühendis; yapısı sağlam, tutarlı ve değişmez sistemler oluşturup kendisini yarattığı dilin kaynağı olarak görürken bricoleur, bu sistemlerle adeta oyun oynuyor. ‘Bricolage’ eylemi mantık aramaz, tutarlı değildir, buna karşılık mitopoetiktir. Bu niteliğiyle, yerleşik sistemleri yeniden değerlendirmek için bir alan oluşturur. Herşeyi bir sistem, kuram, felsefe yoluyla açıklama arzusu taşıyan ‘totalizasyon’ fikrine karşı gelir. Bu bağlamda, Xavier Le Roy bedenin fizyolojik olarak değişkenliğini vurgulayarak etrafında oluşturulan antropolojik, sosyolojik, felsefi ve politik saptamaları da yeniden sorguluyor.

Bu çalışma bedene atfedilen ‘gerçeklik’ değerini sarsıyor. Onu algılama biçimlerimizi şaşırtıyor. Bedeni insanın kendisinin yarattığı ve onu nasıl algılamak isterse öyle yapılandırdığı bilinciyle koreograf, günlük beden formunun gerisinde saklı duran potansiyel beden imgelerini ortaya çıkarıyor. Bedenin hayali temsil biçimleri karşısında, seyircinin halüsinasyon gördüğünü zannedeceği anlar sunuyor. Kimi yerlerde trompe l’oeil tekniğini hatırlatıyor, kimi yerlerdeyse iki desenden oluşan grafik bir görselde, gözü farklı odaklara kanalize ettiğinizde bambaşka desenlerin algılandığı oyunlara benzer durumlar var.

Bembeyaz bir sahne, bir masa ve bir sandalyeyle oluşturulan bir laboratuar ortamı içinde, siyah bir leke gibi duran bir bedenin örümceğe, danseden bir çifte, bir maymuna dönüştüğü anlık beliren ve yok olan formlar karşısında izleyicinin algısı sürekli değişime açılıyor. Fiziksel koşullarda gerçekleştirilen bir dizi dönüşüm süreciyle karşılaşılıyor.

Beden anatomik belirsizlikler arasında yüzüyor. Xavier Le Roy’nın üzerindeki gömleği çıkarıp başına geçirmesiyle birdenbire tek bir beden yerine iki ayrı beden algılamaya başlanıyor. Beyazın önünde siyah kıyafetli iki beden, bir kadın ve bir erkeğin güreşini veya dansını andırıyor. Beden yön değiştirir değiştirmez algı yine değişiyor ve başsız bir maymunun yürümesine benziyor. Kollar bacakların, bacaklar da kolların yerini alıyor. Beden baş aşağı algılandığında bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Bu, aynı siyahın üzerindeki beyaza mı bakmalı, yoksa beyazın üzerindeki siyaha mı sorusunu getiriyor, çünkü iki durumda bambaşka şeyler algılanıyor.

Her seferinde geri geri yürüyüp başladığı noktaya gelerek bütün bu farklı algılamaların loop şeklinde her defasında farklı bir beden oluşturduğu gözlemleniyor. Le Roy’nın iDANS’ta sergileyeceği Product of Circumstances adlı sunumunda da belirttiği gibi beden durağan, değişmez bir şey değil, ne kültürel, ne sosyal, ne tarihi, ne de biyolojik olarak...

Self-Unfinished’in Diana Ross’un parçası eşliğinde dansçının sahneyi terk ederek sonlanması, koreografın aslında bedene dair uçsuz bucaksız imge zenginliğine ve yeni olasılıklara doğru bir kapıyı araladığının altı çiziliyor: Upside down, Boy you turn me, Inside out, And round and round...

Self-Unfinished, bir referans noktası olarak çağdaş dans tarihinde çoktan yerini aldı. Le Roy, bedenin belli dans tekniklerini uygulayan bir araç olarak algılanmasının dışına çıkarak bedeni başlı başına bir inceleme nesnesi olarak sahneye taşımasıyla koreografi alanına yeni bir sayfa açtı.

Wednesday, September 12, 2007

Visitations: Kürasyonla doğan bir parça


photo: Raphaël Pierre


Aylin Kalem

iDANS’ta, çağdaş koreografi yazımını araştıran, sorgulayan, yeni öneri getiren çalışmalardan biri de Julia Cima’nın Visitations’ı. Her ne kadar, genel bakışta, klişeleşmiş ya da dans çevresinde herkesçe bilinen bir hareket dağarcığı sunsa da, Cima aslında bir dansçının kendi disiplininin tarihiyle ve kendine biçtiği mirasıyla yüzleştiği, neredeyse bir küratör gibi derleyip kendi bedeniyle sunduğu bir çalışma sergiliyor. 20. yüzyıl modern ve çağdaş dansının yapı taşlarına bir seri ziyareti şeklinde, dansın belleğini oluşturduğu bu sergisel çalışmada Valeska Gert, Isadora Duncan, Vaslav Nijinsky, Tatsumi Hijikata, Merce Cunningham, Maurice Béjart, Dominique Bagouet gibi koreografların parçalarını ve hareket dağarcıklarını yeniden ele alıp yorumlayarak yeni bir dramaturjiyle, bugün içerisinde değerlendiriyor. Dans tarihinin kendi bedeniyle bir ‘okuma’sını yapıyor.

“Çeşitli bağlamlarda dansettikten sonra, artık farklı dönem ve ülkelerdeki belli hareket sistemleri üzerine çalışma gereği ve arzusunu hissediyorum. Salt yorumun zorluğu ile tanışmak istiyorum. Her ne kadar bu danslar ne benim için ne de benimle birlikte yaratılmamış olsalar da, bunları bana ait kılıyorum. Bedenlerin ve hareket dizgilerinin geldikleri ülkelere ve dönemlere göre şekillendikleri bilincini taşıyarak onları nasıl hala canlı kılabileceğimi bulmalıyım. Bu soloları sevdiğim için seçtim. Çeşitli dansların yelpazesi sayesinde öne çıkmayı amaçlamadım. Umarım tarihe yaptığım bu sıçrayış, bu solo dansların kendi dönemlerinde olduğu gibi, hareketin sonsuz zenginliğinin ve çeşitliliğinin açığa çıkmasına neden olur.” (1)

Visitations farklı kimliklerde izlenebilecek bir parça:

Bir araştırmacı için, 20. yüzyıl sanat ve estetik tarihi arşivi. Çeşitli koreografların farklı dönemlerde faklı estetik anlayışlarını yansıttıkları bir dans tarihi kaynağı. Sadece dans öğrencilerinin değil, genel olarak sanat ve tarih öğrencilerinin yararlanacağı bir çalışma.

Bir eleştirmen için, postmodern bağlamda çeşitli zamanlara ve yerlere ait estetiklerin bir arada sunulduğu mimari bir yapıyı andırıyor; ya da Tom Stoppard’ın Travesties’ini, ya da orijinal kostüm, teknik ve mekan tasarımından arındırıp özü, belki de evrenselliği? veya zamansızlığı? ortaya çıkarmak isteyen postmodern bir film gibi. ‘Bricolage’ ve ‘pastiche’ niteliğindeki bu yeniden ziyarette kendi dönemlerine damgasını vuran dans biçimleri bugünün bakışıyla hala bir şey ifade ediyor mu, yoksa gerek estetik gerekse bağlam-içerik bakımından dönemleri dahilinde mi değerlendirilmeliler? Tüm bu tarihin tek bedende peş peşe sunulması ‘solo’ kavramının içinde barınan ‘çokluğu’ da çağrıştırıyor.

Bir koreograf için, bu çalışma yaratımın kendisini sorguluyor. Var olan ve daha önce başkaları tarafından kurgulanmış hareket dizgileriyle bir koreograf nasıl bir ilişki kurabilir? Bu süreç çağdaş yaratıma ne gibi açılımlar sağlayabilir? Hala bir yaratımdan söz edebilir miyiz? Ya da aslında Roland Barthes’ın önerdiği, bir edebiyat metninin ancak sözlükte bulunan kelimelerden ve zaten kullanılan deyişlerden oluştuğu düşüncesi gibi, bir dans yaratımının da zaten var olan dağarcıktan oluşabileceğini, bağlamından arındırılıp başka bir anlam oluşturabileceğinden yola çıkılabilinir mi? Böyle bir çalışmada koreograf için ‘auteur’ kavramından bahsetmek mümkün mü?

Bir dansçı için, Julia Cima 20. yüzyıl dans tekniklerinin birinden ötekine müthiş bir rahatlıkla geçmesi hayranlık uyandırıcı. Bir bedende farklı estetik ve teknikleri barındırmak dansçı için daha ne gibi olasılıkların kapılarını açabilir?

Bir ‘çağdaş sanat’ izleyicisi için, bireysel bir dans kürasyonuyla oluşturulmuş, dansçının bedeninde içselleştirdiği canlı bir sergi.

Ve şu soruyu getiriyor: Tarih mi bize yoksa biz mi tarihe aitiz?


(1) Julia Cima, http://edna-edna.blogspot.com/

aKabı nihayet İstanbul’da sahneleniyor...

Aylin Kalem

Türkiye’deki çağdaş dansın öncü ismi Aydın Teker’in aKabı adlı uluslararası ortak yapımı 2005 yılından beri Avrupa’nın çeşitli festivallerinde sergileniyor, Türkiye’den bir çağdaş dans örneği olarak ilgiyle kabul görüyor. Türk seyircisi ise nihayet iki yıl gecikmeli olarak bu çalışmayı izleme fırsatını 23 ve 24 Eylül’de yakalayacak. aKabı Bimeras Kültür Vakfı’nın düzenlediği iDANS çağdaş dans ‘solo’ festivalinin açılış gösterisi olarak programda yer alıyor.

aKabı’nın yapımı Bimeras (İstanbul), Alkantara (Lizbon) ve Spielzeiteuropa Berliner Festspiele (Berlin) işbirliğiyle gerçekleştirildi. Provalar yaklaşık iki yıl sürdü. Aydın Teker dansçılarıyla bir tür laboratuar niteliğinde bir çalışma süreci yaşadı. Teker, öncelikle üretim sürecine ortaya bir sorun koyarak başladı ve bundan sonra da birlikte bu sorunla başa çıkma yöntemleri geliştirdiler. aKabı’nın temelini bu sorun oluşturuyor: Yüksek ve alışılmışın dışında şekillenmiş platformda ayakkabılar. Değil hareket etmek üzerinde durabilmenin bile güç olduğu bu ayakkabılar dansçıları oldukça zorlamış: bu ayakkabılar protez niteliğinde eklemlenmişler, dansçıların kasları bu ağır uzuvlarla biçim değiştirmiş, bedenlerinin algısı değişmiş, fiziksel ve duygusal olarak çöküş yaşanmış ve ortaya oldukça ‘garip’, ‘yabancı’ hareket tekniği olan yaratıklar çıkmış.

İstanbul’da 2005 kışında prova aşamasında ve daha sonra 2006 Temmuz’unda Fransa’da Montpellier Dans Festivali’nde izlediğim bu çalışma, seyretmeye başladığımdan itibaren zihnimde pek çok imgenin harekete geçmesine neden oldu. Kendimi tarih boyunca insanın yeryüzünde kendine bir hayat oluşturması, fiziksel koşullara ayak uydurarak gelişmesi, bunun içinde varlığını sürdürebilmesi, sürekli bir dönüşüm süreci yaşayarak çabalamaktan vaz geçmemesi gibi pek çok çağrışım bombardımanı içinde buldum: oyun, bu hikayeyi anlattığı için değil, aksine soyut bir minimalizm içinde herkes için başka anlamlar doğuracak imge zenginliği sayesinde benim de belleğimden bunlar çıktığı için.

...Ya da sanki insanların yaşadığı dünya bir şekilde yok olmuş, yeryüzü fiziksel koşullarını değiştirmiş ve bu garip ayakkabıların eklemlendiği bedenlerden farklı yaratıklar ortaya çıkmış. Ama sanki bu yaratıklar kendi çevre koşullarına ve kendi bedenlerine henüz yabancılar, bu yeni fizikselliklerine uyum sağlamaya çalışıyorlar, evrim geçiriyorlar. Dolayısıyla, yeni doğmuş bir tayın veya bir ceylanın ürkek tavırlarına benzeyen bir hareket kalitesi sergileniyor. Sürekli olarak denge aramaktan kaynaklanan bir ‘gerilim’ var. Bedenler sınırlarda dolaşıyor.

Günümüzdeki teknolojik gelişmelerle ‘post-insan’ kavramının sorgulandığı şu dönemde, Aydın Teker’in teknolojik olmayan ama yine de bu düşüncenin güçlü bir şekilde hissedildiği bu çalışmasında, mitolojik yaratıklardan Galapagos Adası’ndaki evrim harikalarına ve ‘mutant’lara uzanan, bedenin yeryüzüyle olan fiziksel ilişkisinin hikayesini bulmak mümkün; ve başka pek çok hikayeyi de. Size kalmış...

Sunum-Performans:

Xavier Le Roy, Ivana Müller ve Tarek Halaby

Aylin Kalem

70’li yıllarda dans/performans alanında üründen ziyade yaratım sürecini gösterme fikri oldukça revaçtaydı. Yvonne Rainer’in Continuous Project – Altered Daily adlı projesi, sahnede bitmiş bir ürün sergilemektense sadece yaratım sürecine odaklı, halka açık yerlerde sunulan ve hiç bir zaman bitmeyecek bir prova sürecinden oluşuyordu. Rainer, genel olarak bir projenin çoğu zamanının provalardan oluştuğunu öne sürerek izleyiciyle bu dilimi paylaşmanın daha mantıklı olduğu görüşündeydi. Sonuçlanmış bir iş yerine süreci paylaşmayı öneriyordu. Şimdiyse, özellikle son yıllarda “sunum-performans” kavramı koreograflar arasında ilgi çekmeye başladı. Bu tür performanslarda, ne sonuç, ne de yaratım süreci sunuluyor. Bunların yerine projenin başlangıç aşamasını oluşturan kavramsal tasarımını belirleyecek bir süreç paylaşılıyor izleyicilerle. İçinde koreografik bir tasarımı barındırabilecek bir sanallık anlayışıyla kurgu ve gerçeklik arasında sınırda dolaşan bir anlatı ortaya çıkıyor. Burada koreograf, kendi biyografisiyle, koreograf kimliğiyle ve izleyiciyle olan iletişimiyle hesaplaşıyor. Teorik alıştırmayı öne çıkararak sosyal, kültürel, tarihi ve bilimsel açılardan bedeni sorguluyor; bir konferans sunumu veya stand-up şeklinde tasarlanmış bir kurguyla alışılmış gösteri anlayışına meydan okuyor.

iDANS’ta, ‘solo’ kavramıyla örtüşen sunum-performans örneklerinden biri olarak Xavier Le Roy’nın 1999 yapımı Product of Circumstances adlı çalışması yer alıyor. Koreografın kişisel tarihi üzerinden bilim ve sanatın bedene karşıt yaklaşımlarını inceleyen bir sunum niteliğinde olan bu çalışma teori ve pratiği birleştiren bir anlayışla sergileniyor. Le Roy bu sunumda, bir yandan moleküler biyoloji üzerine doktorasını yaparken meme kanseri üzerine çalıştığı tezinden bölümler sunuyor, bir yandan da bu süre içinde haftanın iki günü gittiği dans kurslarında karşılaştığı egzersizlerden örnekler gösteriyor. Bunları bir konferans formatında sunarak kendi bedensel eylemlerine nesnel olarak yaklaşması ve yabancılaşması izleyicinin algısında komik unsurlar olarak duruyor. Bir tarafta bedene nesnel yaklaşıp sorunlara açıklamalar getirerek herşeyin kontrol altında olduğu hissini uyandırıp insanları tatmin etmeye çalışan bir bilim anlayışı, diğer tarafta ise bedene metaforlarla yaklaşıp soyut kavramlar ve öznel tavırlar sergileyen dans dünyası var. Xavier Le Roy, moleküler biyoloji kariyerinden gitgide uzaklaşarak girdiği dans serüvenini aktarırken dans alanında da gördüklerinden pek tatmin olmadığını dile getirerek tek başına çalışma kararını almasındaki nedenleri sıralıyor; dansla ilgili pek çok sorusunu izleyiciyle paylaşıyor.
How Heavy Are My Thoughts ise Ivana Müller’in 2003 yapımı bir çalışması. Performans sanatçısı, koreograf ve tiyatro yönetmeni Ivana Müller, ‘ağır düşünceler’ metaforundan yola çıkarak düşünceleri ağır olduğunda kafasının da daha ağır olup olmadığını araştırıyor. Düşünce bedenin neresinde yer alır, ölçülebilir mi, görülebilir mi ya da düşünceden tamamiyle kurtulmak mümkün mü? ‘Düşünüyorum öyleyse varım’ saptamasına karşılık düşünmeden de var olmak olası mı? Bilimsel bir laboratuvar niteliğinde gelişen ve 50 denek kullandığı bu araştırmasında fizikçi Prof. F. Siemsen, felsefeci Prof. Bojana Kunst, psikolog Prof. W.A. Wagenaar, psikiyatr Dr.Christian Röder, trampolin eğitmeni Alexandra Thiel’den yardım alıyor. Müller, ‘Ağır’ kavramını düşünce ve kafa üzerinden inceleyerek soyut/somut, düşünsel/bedensel, ölçülemez/ölçülebilir gibi iki farklı kutupta yer alan saptamaları birleştiriyor. Aynı zamanda tiyatroyla bilimi birbirine yaklaştırdığı alışılmışın dışında bir anlatı biçimini deniyor.
2005 yapımı An attempt to understand my socio-political disposition through artistic research on personal identity in relationship to the Palestinian-Israeli conflict’te Tarek Halaby, bir projenin yaratım süreci ile belirsiz kimliğini sorguladığı stand-up niteliğinde bir performans sergiliyor. ABD’deki dans eğitiminden sonra Belçika’ya yerleşerek Anne Teresa de Keersmaeker’in okulu P.A.R.T.S’ta eğitimini sürdürürken giriştiği bu projenin biçimsel niteliğini oluştururken düştüğü çıkmazlardan yola çıkan sanatçı aynı zamanda da projenin içeriğini oluşturan kimlik sorunuyla baş etmeye çalışıyor. Kendini Amerikalı olarak tanımlamaya kalkıştığında ailesiyle ilişkili kişisel tarihinin onu tanımsız ve kabul görmeyen bir kimliğe sürüklediğini açıklıyor. Amerikalı bir anne ve Filistinli bir babaya sahip Halaby’nin çocukluğunu Ürdün’de geçirmesi, 10 yaşında Amerika’ya yerleşmesi ve şu anda Belçika’da yaşamasından kaynaklanan kimlik belirsizliğinin Filistin’de yaşayan Filistinlilerin kimlik sorunuyla örtüştüğünü saptıyor. Kavramsal yapısının sağlam temellere oturduğu bu projeyi, hareket ve dansla ifade etmede zorluk çekmesi kendisine şu soruyu sorduruyor: Dans eğitimi almış olmam projemi dansla ifade etme zorunluluğunu mu getiriyor? Samimi bir yaklaşımla komik unsurlar taşıyarak sunduğu bu performans hem biçim hem içerik hem bedensel hem de kavramsal yapısıyla Halaby’nin anlatmak istediğini çok güçlü bir biçimde ortaya koyuyor. İzleyici böylece bir gösteriden beklediklerini de yeniden değerlendiriyor.
Festivaldeki bu üç sunum-performansı, sadece içeriği değiştirmenin dans alanına yenilik getirmede yeterli olmayacağını, biçimin de yeni olması gerektiğini ortaya koyuyor. Biçimin içeriği tanımladığı, anlamın bağlamla ilişkili olarak oluştuğu deneyimler araştırılıyor. Bu tür çalışmalar dansı bir yandan kavramsal sanata yaklaştırıyor bir yandan da dansta yeni anlatı biçimlerinin doğmasına olanak verecek bir zemin hazırlıyor. Ticari kaygılarla üretilen belli bir algı tasarımına yönelik yapımları eleştiriyor. Tiyatro pratiği ile kuramını izleyicinin algısıyla oynayarak birleştiriyor ve farklı bir biçim oluşturuluyor. Pirkko Husemann’ın deyişiyle sahnede bir çalışmanın varolmayan mevcudiyetinin bir söylem niteliğinde yer almasını izliyoruz.

İSTANBUL’DA ‘MEYDAN OKUYAN’ BİR DANS FESTİVALİ

iDANS: “SOLO?”


Bimeras Kültür Vakfı, 20 Eylül - 20 Ekim tarihleri arasında “iDANS” adı altında uluslararası bir çağdaş dans festivali düzenliyor. Dünyada çağdaş dans/performans alanının önde gelen sanatçıları festivale, Türkiye, Fransa, Belçika, Pakistan, ABD, Portekiz, İsrail, Hollanda, Filistin, Almanya, Norveç, Lübnan, Hırvatistan, Macaristan ve Tayland’dan ‘solo’ çalışmalarıyla katılıyor. 15 ülkeden 17 koreograf ve 26 gösterinin yer aldığı festivalin özelliği, çoğu eserin 1990’lar sonrası ortaya çıkan yenilikçi ve ‘meydan okuyan’ dinamiği yansıtması.


“Çağdaş dansın ‘yapı taşları’ İstanbul’da!!!”
iDANS’ta, Jérome Bel, Xavier Le Roy, Vera Mantero ve Rui Horta gibi ‘çağdaş dans’a yön veren koreografların yanı sıra Julia Cima, Pichet Klunchun, Julie Nioche, Adva Zakai, Eszter Salamon, Mia Habib, Tarek Halaby, Ibrahim Quraishi, Taldans, Ivana Müller, Ziya Azazi, Tadashi Endo gibi dünyanın önde gelen festivallerinde yer alan sanatçıların çalışmaları da sergileniyor. Bu koreograflar kendi disiplinlerini sorguluyor, alışılmışın dışına çıkıyor, seyirciyi kışkırtıyorlar.


“aKabı nihayet İstanbul’da sahneleniyor...”
Türkiye’de ‘çağdaş dans’ın kurucularından Aydın Teker’in, iki yıldır önemli Avrupa festivallerinde yer alan aKabı adlı çalışması, Türkiye’de ilk defa iDANS’ta seyircisiyle buluşuyor. 23 ve 24 Eylül tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda festivalin özel gösterimi olarak yer alan aKabı, festivalin solo olmayan tek gösterimi. Dansçıların giydikleri yüksek platformlu çeşitli formdaki ayakkabılar, üzerinde durulması imkansız gözükse de, iki buçuk yıl süren provalardan sonra, dansçılar beden sınırlarının ötesinde bir performans sergiliyorlar.


“Çağdaş sanata bir de bedenden bakın!”
iDANS, disiplinlerin buluştuğu bir dönemde, 10. Uluslararası İstanbul Bienali’nin tamamlayıcısı niteliğinde. Festivalde sahnelenen işler geleneksel ‘dans’ tanımlarının dışına çıkıyor; çağdaş sanatı beden yoluyla sahneye taşıyor. Dolayısıyla, çağdaş dansı tanımadan çağdaş sanatı tam olarak bilmenin mümkün olmadığını gösteriyorlar.


“Bedenler inceleniyor”
iDANS’ta bedenin maddeselliği ve ifade biçimleri masaya yatırılıyor. Koreografların ‘laboratuvar’ niteliğindeki çalışmaları bedenin sınırlarını zorluyor. Beden, çağdaş bir yaklaşımla yeniden keşfediliyor. Siz, kendi bedeninizin ne kadar farkındasınız?


“Taşıdığın beden sen misin?”
iDANS, bu yıl ‘solo’ çalışmalara odaklanıyor. Tarihsel, coğrafi, kültürel kimliklerini taşıyan bedenler, kolektif bellek ile bedenin biricikliği arasındaki çelişkiye dayalı eserlerde sergileniyor. ‘Solo,’ her ne kadar ‘tek’ anlamına gelse de, sahnede tek bir beden ne denli katışıksız olabilir? Bu beden, bireysel ‘ifade özgürlüğü’nü ne ölçüde yansıtabilir? Bu sorular iDANS’ta, gösteriler, konferans ve performans-sunumlarında ele alınıyor.


“Çağdaş’ı Doğu’da aramak...”
Festival kapsamında dans gösterilerinin yanında ayrıca üç konser yer alıyor: Filistinli ud virtüözleri Trio Joubran, Lübnan’ın en önemli çağdaş müzik bestecilerinden Zad Moultaka ve yine Lübnan’dan deneysel doğaçlama müziğin tanınmış isimleri Christine Sehnaoui, Sharif Sehnaoui ve Mazen Kerbaj ‘çağdaş’ müziğe yeni açılımlar getiriyor.


“Bu festival bu fiyata?..”
iDANS’ta yer alan sahne çalışmalarını dünyanın hiçbir yerinde bu fiyata izlemek mümkün değil. Türk seyircisini ve genç koreografları, dünyada bu alanda olup bitenlerle tanıştırmayı amaçlayan Bimeras Kültür Vakfı sayesinde, gösterilere ve konserlere giriş ücreti sadece 10 -15 YTL. Ramsay Burt, Adrian Heathfield gibi ünlü dans yazarları ve akademisyenlerin katıldığı konferanslara ise giriş serbest.


Festival mekanları:
Sahne çalışmalarıà garajistanbul (festival ana mekanı) ve Kenter Tiyatrosu
Özel Gösterimlerà Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı
Konferanslarà Boğaziçi Üniversitesi, Güney Kampüsü, Demir Demirgil Salonu
Konserlerà Boğaziçi Üniversitesi, Garanti Kültür Merkezi

İnternet Sitesi:www.idans.org

Thursday, August 30, 2007

iDANS 'solo' festivali

BASIN BÜLTENİ

Uluslararası İDANS Çağdaş Dans Festivali garajistanbul’da sahne alıyor…

ÇAĞDAŞ DANSI YARATAN EN ÖNEMLİ KOREOGRAFLAR İSTANBUL’DA


Bimeras Kültür Vakfı, 20 Eylül - 20 Ekim tarihleri arasında “iDANS” adı altında uluslararası bir çağdaş dans festivali düzenliyor. Dünyada çağdaş dans/performans alanında önde gelen sanatçıların yer alacağı festivalde Türkiye, Fransa, Belçika, Pakistan, ABD, Portekiz, İsrail, Hollanda, Filistin, Almanya, Norveç, Lübnan, Hırvatistan, Macaristan ve Tayland’dan koreograflar katılıyor. Festival ana mekanı garajistanbul olacak. Ayrıca festival programında akademik bir konferans ve çeşitli konserler yer alacak.

Bimeras Kültür Vakfı, Türkiye’nin çağdaş dans ve performans sanatları alanında uluslararası ilişkilerine destek olmayı amaçlayan 10 yıllık bir çabanın ürünü olarak kuruldu. Faaliyetlerin arasında Türk çağdaş koreografların yurt dışı eğitim ve turnelerini düzenlemenin yanısıra, Nisan 2006’da, uluslararası festival organizasyonunun ilk adımı olarak gerçekleştirdiği, 12 uluslararası sanatçının yer aldığı altı saatlik bir dans maratonu vardır.

Festival özel gösterimle açılıyor

Uluslararası İDANS Çağdaş Dans Festivali 23 Eylül’de Aydın Teker’in ‘aKabı’ adlı eserinin Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek özel bir gösterimiyle başlayacak. Aydın Teker’in çeşitli Avrupa başkentlerinde başarı kazanan bu gösterisi ilk kez Türkiye seyircisinin karşısına çıkacak.

iDANS : Dansı sorgulayan bir dans festivali

Uluslararası İDANS Çağdaş Dans Festivali’ni “Solo Dans / Performans” teması etrafında kurgulayan Bimeras, programda, dansın ve bedenin tanımlarını sorgulayan ve araştıran çalışmalara yer veriyor. Zorla kabul ettirilen dayatmaca kimlikler yerine kimliğin kurmacalığı, değişkenliği ve melezliğini vurgulayan ve çağdaş dans tarihinin yapı taşları sayılan solo eserlere ev sahipliği yapıyor. iDANS’ın programı, dans ve performans tarihinde “solo” tarzının önemini ve geniş bir yelpazede ifade özgürlüğü ve zenginliğini vurguluyor.

Festivalde 15 ülke, 17 koreograf, 26 gösteri

90’lı yıllarda çağdaş dans alanında yapılan deneysel çalışmaların en önemli örneklerinin sergileneceği iDANS’a katılan koreograflar arasında, dansın hareket kompozisyonu olduğu fikrinin ötesine geçerek geleneksel koreografi anlayışına karşı duran, Fransız dansının “yaramaz çocuğu” Jérôme Bel, bedeni tamamlanamayacak bir süreç olarak ele alan Xavier Le Roy, radikal ve kışkırtıcı performanslarıyla tanınan Vera Mantero, Eszter Salamon, Ivana Müller ve Rui Horta gibi isimler de yer alıyor.

Filistin ve komşularından bölge insanın kimlik sorunlarına özel bakış

Festival programı, bireysel kimliklerin oluşum, dönüşüm ve “sınırlarını” inceleyebilmek amacıyla, sınırların belki de en önemli rol oynadığı bir coğrafyadan, Filistin ve komşularından gelen sanatçılara özel bir köşe ayırıyor. Hollanda’da yaşayan İsrail’li Adva Zakai, Arap musevisi bir aileden gelip Norveç’ te yasayan Mia Habib, Belçika’da yaşayan Filistin kökenli Amerikalı Tarek Halaby. Bu sanatçıların ortak özelliği, kökenleri bu coğrafyadan olmakla birlikte dünyanın farklı ülkelerinde yaşıyor olmaları. Bu durum onlara yörelerinde yaşananlara “dışarıdan” ve bir sanatçı bakışı getirmelerini kolaylaştırıyor.

Ünlü uluslararası dans yazarları konferansta

Dans gösterilerinin dışında, 6 - 7 Ekim tarihlerinde, araştırma ve performatif sunumların yer aldığı “Çağdaş Dans’ta Solo” başlıklı uluslararası bir akademik konferans da düzenlenecek. “Solo” dansı ve bedeni sosyolojik, felsefi, tarihsel açılardan inceleyen bu konferansa, Ramsay Burt, Adrian Heathfield gibi ünlü dans yazarları ve akademisyenler katılıyor.

Dans yanında müzik de var

Festival kapsamında dans gösterilerinin yanında ayrıca üç konser yer alıyor: Filistinli ud virtüözleri Trio Joubran, Lübnan’ın en önemli çağdaş müzik bestecilerinden Zad Moultaka ve yine Lübnan’dan deneysel doğaçlama müziğin tanınmış isimleri Christine Sehnaoui, Sharif Sehnaoui ve Mazen Kerbaj.


Festivalin biletleri 1 Eylül tarihinden itibaren garajistanbul gişesi ve Biletix’de satışa çıkarılacak.

Daha fazla bilgi için:
Aylin Kalem
Festival basın sorumlusu
0532 276 92 29
aylin.kalem@bimeras.org

Tuesday, July 10, 2007

IETM Istanbul

Working Group within IETM : Designing Perception (20 April 2006, ITU, Istanbul)
How does the use of digital technologies contribute to the issue of “designing perception” in interactive environment in the field of Digital Performance?
Moderator: Aylin Kalem
Speakers: Isabel Valverde, Ivani Santana, Emanuele Quinz
The debate will be concentrated on the corporeality of the audience/active participant in interactive installations and will also develop further into the corporeality of the performer in stage performances.Topics:- The issue of perception in interactivity- The relation of perception to corporeality- Alterations in the senses and the perception mechanism- Perception of the “self” and the “other”- Is it really possible to design the perception?- What are the problematic political issues in the design of perception?- How could the ones at the “Margins” be integrated in this process? How much is this crucial?
http://avrupaninsinirlariraporlaracilis.blogspot.com/2007/11/altay-algy-tasarlamak.html

Working Group within IETM : Meeting in the margins: Researcher and Artist
How does the use of digital technologies contribute to a transformation of art and society?Moderator: E. Ertan
Speakers: Oguzhan Ozcan, Marcel.li Antunez Roca , Rudolfo Quintas
Topics:- changing roles- collaborations between artist and researchers- Does technology help art to reach new / wider audience- Does technology help to the democratisation of arts?- Involvement of the communities at the “margins” to the use of technology- In which way does the meeting of art and technology contribute to the transformation of the society?- Technology and art in daily use.

Working Group within IETM : Staging New Media (22 April 2006, ITU, Istanbul)
– why technology questions dramaturgy and changes the status of the audience
Moderator: Hilde Teuchies
Speakers: Aylin Kalem (Techne, Digital Performance Platform, Istanbul) and Eric Joris (Crew, Antwerp), Armando Menicacci (Anomos/Mediadanse)
Focus of the debate is the use of new technology as core-element/starting point in theatre and the impact on the creative process.Topics to be addressed : - Are interactive installations really interactive?- When does new technology in theatre become more than just a sophisticated tool for illustration?- The transformation of the audience from on-looker to ‘immersant' / user / protagonist- Interactivity vs narrativity- reality as a key dramatical component?- thematising the failures: ‘Je ne peux plus connecter'

OUT/IN OUT An interactive real-time installation


This installation is devised to blur the boundaries between outside and inside.
The wall of the gallery is freed from its materiality, it becomes transparent. A real-time video of the immediate outside is projected onto the wall and the real-time sound of the outside interferes with the image. The sound is transformed into image and thus, the idea of “hearing by seeing” is emphasized.

The spectators looking at the projected images are also projected on the outer wall of the building. The inside of the building is carried to the outside. Thus, the physical standings of outside and inside change place.


This installation was presented in .01, a new-media art exhibition called “tele-City” organized by Nomad and Siemens Art Gallery in Istanbul in November 2005

Sunday, July 8, 2007

TECHNE 06 - Performance at CATI


TECHNE 06 – Performance
22 April 2006
“Swap” by Swap project (Joao Costa, Rudolfo Quintas, Tiago Dionisio)

TECHNE 06 - Workshops








TECHNE 06 – Workshops
17-22 April 2006
6 workshops were organized.

Johannes Birringer - "Media Technologies" in collaboration with Cati.
Anomos – “Videodance”
Swap – “My body is an immersive space”
Joao Costa – “Interactive Body”
Marcel.li Antunez Roca – “Systematurgy”
Jaanis Garancs – “Audio-visual operations in virtual space”

TECHNE 06 - Exhibition at BILSAR



Photos by Murat Germen & Burak İşcen
TECHNE 06 - Exhibition at Bilsar
17-22 April 2006
Artists:
Marcel.li Antunez Roca
Lynn Pook
Ana Husman
Davide Grassi
Nick Rothwell
Jaanis Garancs
Burçkaan Gürgün
Elif Ayiter
Aylin Kalem
Sinan Aşçıoğlu

Evening at ROXY







Presentation evening at ROXY

In 20 May 2004, TECHNE Digital Performance Platform organized an evening at Roxy Night Club. The evening featured interactive performances, screening and a dj session in collaboration with Nomad.

Wednesday, June 27, 2007

DBM report

“A Brief Account of the Contemporary Dance in Turkey”
Aylin Kalem, June 2007

Contemporary Dance Scene entered into a very dynamic period, rapidly growing from 2000 onwards, with the emergence of a young contemporary dance community consisting of a diversity of dance people, not just dancers, which included the two generations and younger ones. One of the ways of generating such a community was simple: a mailing group devoted exclusively to the contemporary dance field was created. This new form of communication made it possible for dancers to be visible first among themselves, and it also functioned as a source of motivation to organize their structure and identity, as a mode of circulating knowledge, a space for exchanging ideas and occasionally as a forum for debate. This process, allowed dance people to see the importance of a network, and helped to build a kind of solidarity among dance people, to get into the practice of taking action as one body against common problems.

The first main problems were the lack of rehearsal and performance spaces, of financial support, of management and promotional skills, and of a cultural policy in the country, thus, unable to access an audience in general. However, these poor conditions gave birth to other dynamics, an awareness among the dance community, and of the necessity of taking the responsibility and action not only in artistic creation, but also in organization, networking, engaging in civil initiatives by contacting cultural centres, academic units, foreign cultural institutes, municipalities, etc… In this way, the dance community learned to work as a big unit, a big family.

After 2000, more and more dance people began circulating internationally. A number of young dancers have gone abroad for training, teaching, dancing, creating, and engaging in collaborative projects. And upon their return, they opened channels for other dancers to expand in similar ways.

And now, with Istanbul as the imminent European Cultural Capital in 2010, there really is a movement among the Istanbul dance people engaged in organizational and networking activities, and there is also a growing interest among international networks regarding contemporary forms of art in Istanbul.

However, one can say that this movement is more about improving the working and promotional conditions of the dance field in general. In other words, generally speaking, it is not an artistic movement, but rather a civil movement, to develop the field. So, we cannot really talk about specific artistic tendencies that are being built up, except perhaps in the work of a couple of choreographers like Aydın Teker and Taldans (Mustafa Kaplan & Filiz Sızanlı). It is more of a research in building strategies to keep sustainability, to become more visible and to exist on the international level.

One of the factors that have given momentum to the younger generation of contemporary dance has been offered by IKSV. The Istanbul Foundation for Culture and Arts has recently started to include young and new dance productions to the international programme of their Theatre Festival, and have contributed to their international diffusion by presenting the works of some young choreographers at its organizations in foreign countries.

ÇGSG -Contemporary Performing Arts Initiative- met for the first time in 2005 under the facilitation of Istanbul’s Bilgi University Management of Performing Arts programme, and then has continued to meet regularly in order to define the common problems, to take civil action through the engagement of local governmental institutions, and has lately organized a festival on the Asian side of Istanbul, where there is really very little going on in terms of contemporary artistic activity.

Garajistanbul, has very recently been founded to respond to the need of a performance venue, and dedicated its programme to dance and performance two days a week. Young choreographers found the opportunity to present their own works and to engage in collaborative works. There were, of course, other theatre venues before, but Garajistanbul started out as a contemporary dance/performance venue from the beginning with a new and adaptable setting, and has gained an identity as a performance space around which the contemporary dance community has at long last found a place to meet and exchange ideas.

On the other hand, there is a very small circle within the audience whose members are people who also work in the field of dance or are dance amateurs. It will still take a while to reach a more general audience. This is mostly due to the relative lack of a dance criticism in particular, and a tradition of good criticism on the arts in general. There is still no journal or magazine exclusively devoted to critical writings of contemporary dance. There is one dance magazine dedicated to popular dance in general, and there are good theatre magazines occasionally sparing some pages for reflective writings on dance, and very few examples in the newspapers. So, it can be said that there is no dance culture, around which reflection on dance is being fostered among intellectuals and dance followers.

The Growth of Dance in Turkey
Contemporary dance in Turkey seems to have originated primarily and historically in the works of the ballet dancers from the end of the 1960’s onwards. Considering the history of Ballet in Turkey, this movement deviating from classical ballet towards Modern and Contemporary Dance began shortly after the establishment of the State Ballet in Turkey.

Ballet in Turkey does not have a long history and it goes in parallel with the history of the Republic, founded in 1923. The first account of ballet dates back to 1921 when L. Krassa Arzumanova’s arrived in Turkey, after fleeing from the regime in Russia; a white Russian, trained at the Ballet School of St Petersburg. She was invited to Ankara in 1929 by Atatürk to set the grounds for classical ballet and thus, she was the first ballet teacher in Turkey. Her students gave their first performance in 1931 in Casa d’Italia. On the other hand, the institutional establishment of ballet in Turkey was established by Dame Ninette de Valois in 1948, under the name of Yeşilköy Ballet School in Istanbul. This school moved to Ankara in 1950, forming the Ballet Division of the Ankara State Conservatory. Since that time, there has been a very fast development for Ballet in Turkey with a growing amount of ballet dancers and choreographers in the State Conservatories, public houses and private schools.

However, the institutionalization of Modern or Contemporary Dance in Turkey is going through a much harder period compared to Ballet, and has not yet reached a satisfactory level. This situation seems to be strongly due to the lack of a recognizable cultural policy of the Ministry of Culture in general and the absence of a contemporary performing arts policy in particular. This situation has of course, many advantages for the flourishing of a rather independent form in artistic terms besides undeniably poor conditions for contemporary dancers. These disadvantageous conditions and common problems are one of the reasons for contemporary dancers and performance artists in Turkey to join together, and work in collaboration, producing through solidarity. So, there has been quite a movement in the last five years within an independent contemporary dance circle, composed of a variety of dance/performance people who come from different backgrounds in terms of dance training.

The first generation of Modern Dance in Turkey was of course quite homogeneous in terms of the dancers’ origins. It mainly consisted of some ballet dancers of the Ankara State Conservatory and Opera. Some of these dancers went abroad for Modern and Contemporary Dance training, and upon their return, started the movement towards contemporary dance by contributing in different ways such as creating modern pieces within the State Ballet, setting up their own companies, teaching Modern Dance techniques, staging their own pieces in various places and occasions, establishing their own private dance schools, organizing Modern and Contemporary dance workshops, teaching theoretical and practical courses in various University departments outside dance, writing critical articles on dance, and setting up Modern Dance departments as a division at the Conservatory and also as a University department. These people form the first generation of Modern and Contemporary dance dating back to late Sixties.

First Generation Choreographers
Sait Sökmen (1942), trained in the Ankara State Conservatory and danced for the State Ballet, he spent a couple of years studying in the London Contemporary Dance School, and later staged the first Modern piece called Çark (The Wheel) to Ravel’s music, in 1968. He is considered to be the first Turkish choreographer. He then went to New York to work with Georges Balanchine, Jerome Robbins and Alvin Ailey and upon his return, he choreographed his other modern piece Kurban (The Sacrifice) with no music, in 1975-76, and then Konçerto (Concerto) to Bach’s music in 1980-81. As Prof. Dr. Jak Deleon puts forth in one of his articles “Sait Sokmen has done extensive research into various dance techniques, classical and modern. He believes in striving for a synthesis of all forms, steps and positions of classical ballet and modern dance, and claims to be an avid disciple of the techniques of Martha Graham and Alwin Nikolais.”

Similarly, there were other trained ballet dancers who went abroad to work on Modern dance techniques and created their own pieces upon their return, like Geyvan McMillen, Duygu Aykal, Şebnem Aksan, Aydın Teker, Dilek Evgin, Beyhan Murphy, Zeynep Tanbay and others. These choreographers trained in various centres and with the dance masters of the world such as the London Contemporary Dance School, in New York with Merce Cunningham, Martha Graham, Alvin Ailey, and in Germany with Kurt Joos, et al in the Seventies. Thus, they were able to follow what was going on in those years, in the eminent dance centres of the world and to learn the Modern dance techniques of that era. They were important figures in transmitting their experience and knowledge to other dancers, and introduced the notion of creating pieces with the contribution of the dancers, a contemporary mode of creation.

In the beginning of the Seventies, with the international festivals organized by the Istanbul Foundation for Culture and Arts, beginning in 1972, the audience was introduced to some modern dance pieces from foreign companies, as well as music. Throughout the years, the performances of Merce Cunningham, Alvin Nikolais, Alvin Ailey, New York Harkness Ballet, Carolyn Carlson, Molissa Fenley, Martha Graham, Paul Taylor, Ballet Rambert, Jiri Kylian have been presented as well as many other examples of more contemporary work with the inauguration of the International Istanbul Theatre Festival, like Robert Wilson, Pina Bausch, Wim Vandekeybus, Anne Teresa de Keersmaeker, Jan Fabre, etc. This inspired new and fresh ideas for dancers and choreographers, and motivated the younger generation to enter the field of dance.

There were only a few dance companies in the Seventies, such as Geyvan McMillen Modern Dance Theatre, consisting mainly of the State Ballet dancers and presenting new creations in the styles of contemporary ballet, dance theatre and modern dance. Another company which still continues to produce began performing in 1972, under the name of Contemporary Ballet Company run by Cem Ertekin. The dancers of this company are mainly the former students of the Istanbul University State Conservatory Ballet Department, where Cem Ertekin also teaches, so the style of the works is rather neo-classical, with a strong ballet technique.

In the Eighties, the first generation of choreographers continued to create modern dance and modern ballet productions in the State Ballet like Güloya Aruoba, Oytun Turfanda, Aysun Aslan, Selçuk Borak, Nasuh Barın and Beyhan Murphy. Each of these choreographers worked in different styles, from using folkloric motifs in search of a local modern creation to modern dance and dance theatre, from contemporary ballet to neo-classical ballet… This movement still continues with choreographers of the State Ballet like Nil Berkan, Sibel Kasapoğlu, Erdal Uğurlu, Uğur Seyrek, Binnaz Aydan, etc…

Türkuaz Modern Dance Company (1989-1994) inaugurated by Aysun Aslan and İzzet Öz was very important in creating a younger dance audience. It presented dynamic, colourful, avant-garde, Post-modern style works of various choreographers like Aydın Teker, Geyvan McMillen, Dilek Evgin, Selçuk Borak and Aysun Aslan. New works were created within Türkuaz as well as some works that have already been presented, like that of Duygu Aykal’s İnsancık. The dancers were from the Istanbul State Opera and Ballet. The work, however, was too much for them. The company resisted to the hard conditions for only five years and then had to stop due to the lack of financial support.

The Formation of the Second Generation – An Interdisciplinary Approach
Moving on toward the Nineties, there was a development quite foreign which in fact contributes a lot to today’s independent Contemporary Dance scene. A second generation was being trained from the mid-Eighties onwards by the older generation, among young followers of dance and university students coming from other disciplines. So, the formation of the second generation was completely different than that of the first one, and it expanded in a non-institutional way.

One of the occasions for modern dance workshops was created by Geyvan McMillen in the Yıldız Technical University in Maslak. It was a group of multi-disciplinary university students who learned movement techniques in these workshops and then formed a group of movement research in the dance club of Boğaziçi University. This group later formed Yeşil Üzümler (Green Grapes) Performance Group and was the source for independent dancers, choreographers and performers later who started to create their own work in an interdisciplinary fashion. Zeynep Günsür (Movement Atelier), Emre Koyuncuoğlu (Emre Koyuncuoğlu Project), Mustafa Kaplan (Taldans, Çatı Dance Association), Ziya Azazi (dancer and choreographer), Deniz Boro (Çatdal – Contemporary Turkish Dance Lab) were the ones who would later form other people around their works.

TAL (Theatre Research Lab) was another location to bring forth independent performers and choreographers. It was a creation of Beklan and Ayla Algan, two eminent theatre people who formed this lab within the Municipal Theatre to explore the dynamics of energy in movement. Mustafa Kaplan made an enormous amount of research that founded the basis of his creative work. He also continued to transmit his own research to form other dancers who would later create their own choreographic works; he is an important figure in the creation of an independent contemporary dance scene in Istanbul. Mustafa Kaplan now works with Filiz Sızanlı, they create together under the name of Taldans, whose works are the most exposed, especially within Europe.

Şebnem Aksan contributed to the development of contemporary dancers by organizing workshops, inviting movement researchers and choreographers from abroad, and gathering a variety of people from different backgrounds. These workshops were important occasions to learn contemporary techniques and improvisation works, and an exercise for making choreographies.

ISM (Istanbul Art Centre) was another important location in the creation of independent dancers coming from various other disciplines. Christine Brodbeck and Mustafa Kaplan led regular classes and workshops in a tiny studio where many dancers were formed.

Aydın Teker, as the influential figure for contemporary dancers today, started to realize her site specific works in the beginning of the Nineties. These works stand very much between contemporary dance and performance. She started working project-based, with some of the Istanbul State Opera and Ballet dancers and later with independent dancers. These dancers started to move in another way than their training. They developed a different style while working with Aydın Teker who does fundamental research in movement and develops a different technique in each of her projects. Her Aulos series were quite avant-garde site specific works, using some interesting and powerful spots in Istanbul. These sites differed from the study hall of the Mimar Sinan University to a section of Yıldız Palace and its garden, from a junkyard in Sultanahmet area to the Byzantine cistern, from the warehouse in Antwerp to a playground under the Brooklyn Bridge. She created other performance pieces in a variety of sites. She included dancers from various backgrounds, and each project provided a unique experience and particular movement training for these dancers throughout the creation process. This is mostly due to the choreographer’s choice of setting a challenge, and mostly a bodily challenge and to work on it in a minute detail until a weird movement technique comes out of it. Thus, in the Nineties, Aydın Teker was a very effective figure in the contemporary dance scene in Istanbul. Many dancers working with her went on to build their own independent work.

The Beginning of the First Professional Contemporary Dance Education at the Conservatory
1992 is an important date for today’s contemporary dance, as Şebnem Aksan founded the Modern Dance Department at the Mimar Sinan Fine Arts University State Conservatory, which forms dancers in contemporary techniques with tremendous emphasis on the Anatomy. The students also find occasions to create their own projects with the support of interdisciplinary and theoretical work as well as their courses on physical training and techniques of composition and improvisation. The department now offers Masters and PhD programmes and has hosted many short-term trainers from abroad, forming over the course of time its teaching staff from its own core. Tuğçe Ulugün Tuna was the very first and most contributing student of this department. She started teaching while also continuing her higher studies. She danced in Aydın Teker’s many pieces and thus, built upon her choreographic talents by working very closely with her.

1992 was also the founding year of MDT (Modern Dance Company) within the Ankara State Opera and Ballet. It is the first institutional Modern Dance Company in Turkey. Beyhan Murphy, having spent many years in London working as a dancer and choreographer, after graduating from the London Contemporary Dance School, became the artistic director and co-founder of the company. Foreign guest choreographers were invited like Ashley Page, Richard Alston, Amanda Miller, Matthew Hawkins, Mark Baldwin, Michael Popper, Samuel Wuersten and Reinhild Hoffmann to stage their own pieces. The Company staged big productions for the general audience, of a rather mainstream quality. It still continues to this day, although Beyhan Murphy is no longer connected to the Company, as she now lives and produces in Istanbul.

Dans Fabrikası (Dance Factory) was an initiative of various dancers like former Türkuaz Company dancers and independently trained dancers. It started in 1992, performing their new creations oversees. Unfortunately, performances were not on a regular basis.

Berrak Yedek, a Turkish dancer, formed in various locales abroad, started a dance company for some years called Kumpanya Bale Türk. It consisted of young dancers who performed pieces in the neo-classical style.

Festival Organizations
Assos Performance Art Festival brought an interdisciplinary approach to dance/performance organized in a rural area of the Aegean region. It was an international festival that produced site-specific works in open air and in historical sites with the collaboration of the village people. Aydın Teker and Mustafa Kaplan were among the participants. The festival was inaugurated by a very innovative performer Hüseyin Katırcıoğlu, in 1993, and lasted until his death in 1999. He was in the process of creating a performance centre through his own efforts out of the ruins of an old factory but, tragically, died falling down from the roof, while trying to repair it. This event took place and some newspapers commented that it was the result of the lack of sponsorship for avant-guard performance arts and an example of the poor conditions of the artists.

Performance Days by an association of performance artists dags + (Interdisciplinary Young Artists Association) was organized three times in 1996, 1997 and 2003. They were an occasion to bring together artists from a diversity of disciplines. They were also an occasion for innovative choreographers to experience more in the field of performance and to create avant-guard pieces. Aydın Teker’s Co-m(press)ed was one of them. Another site-specific work was created in various locations of the old mint. The piece was more of a performed installation.

In fact, there have been quite a number of festivals organized, but none of them showed a long-term sustainability. Now, we have young festivals which will hopefully continue in existence. The situation seems to be a little bit more favourable, as there are lots of dance people who work in solidarity, but the financial part is still a problem. IKSV (Istanbul Foundation for Culture and Arts) has not yet been capable of raising funds for an international festival devoted to Contemporary Dance. They present some mainstream modern pieces in the Music Festival and some contemporary pieces in the Theatre Festival. International CRR Dance Festival lasted from 2000-2005, as an organization of the Municipality but stopped because of the policy of the government. There have been many independent initiatives, like Görünürlük Projesi (visibility project) organized in 2005 and 2006 by Galata Perform in the streets and art spots of Galata area dedicated to interdisciplinary performance projects, Açık Alan, organized in 2005 by Şule Ateş, was centred around another area called Cihangir, and mainly its park, Ph.D. Dance Days, organized by Barefeet Company in 2005, Istanbul Reconnects, an organization by bimeras, started last year and presented international works of contemporary dance and avant-guard performance, Techne 06 was the first international festival devoted to Digital Performance in 2006, Transit Doğaçlama will realize its second edition at the end of this month, a festival devoted to Improvisation. We had many firsts this year like Dance Camera Istanbul (the first festival on dance films), Istanbul Dance Festival (as the continuation of the one shot Istanbuldanse, organized by the French Cultural Institute in 2004), ÇGSG Sahne Sanatları Buluşması (Contemporary Performing Arts Initiative’s organization) in Kadıköy, the Asian side of Istanbul. The only sustainable festival that has being organized for nine years now is in Ankara, METU Contemporary Dance Festival which is international. It is an initiation of the university students who are involved in dance in their university years, bringing with them fresh ideas through an education in other disciplines, like architecture, sociology, etc... They formed a dance group that developed throughout the years and led some to continue as a dancer, choreographer, writer or instructor or went abroad to continue in their dance training. Handan Ergiydiren Özer, Şafak Uysal with his group Laboratoire are the some who now live and produce in Istanbul. There was also an attempt to create a modern dance department in Ankara Hacettepe University, but it failed in the end.

Geyvan McMillen, one of the first generation of dance figures, founded the dance department at the Yıldız Technical University in Istanbul. This department stands as the only professional contemporary dance education in a University Department apart from the Conservatory.


Independent Dance Training
In the beginning of the year 2000, there was a growth of dance studios for an independent form of dance training. Taldans was transformed into Çatı Studio in 2001 and then into Çatı Dance Association in 2004, with dancers being formed around Mustafa Kaplan, which started to programme performances and workshops on an international level. Later on, this led to the creation of another independent dance centre Dansbuluşma Istanbul that has formed and continues to form aspiring dancers. Bilgi Atölye of Istanbul Bilgi University included open dance courses in its regular programme. Mekan was an important locale offering regular courses and workshops for dance amateurs. However, it had to leave the building. There are more and more other dance studios focussed on contemporary dance like Rolling Dance and Açık Sahne that create their own circle of independent dancers.

Dance Companies and Project Groups starting in the 2000s
Zeynep Tanbay Dance Project, which started to produce independently in 2000, has become in fact the first dance company who produce under the sponsorship of a bank, Akbank Sanat. Zeynep Tanbay, who spent many years in the States, was trained in the Graham technique, and her works show a strong modern technique. The Company is composed of young dancers.

Geyvan McMillen started a dance theatre company with the students of the Yıldız Technical University Dance department. This dance company was under the sponsorship of CRR Municipal Concert Hall. It lasted for some years but as CRR stopped its support, the dance theatre took the name of Istanbul Dance Theatre and now works independently. The company hosts foreign choreographers and has staged some modern pieces.

Çıplak Ayaklar Kumpanyası (Bare Feet Company) is an independent dance company composed of independent young dancers and choreographers from various dance backgrounds, like MSGSÜ Modern Dance department, METU Contemporary Dance Company, and others who have pursued their training abroad and who also perform in foreign companies. It is a very active company, performing their own creations along with collaborative international projects, inviting foreign choreographers to create for the company. They all have a very strong contemporary dance technique. It is probably the company that performs the most and the contemporary company which is the most well-known by the general audience. The company has a strong tendency to create dance works and installations in political discourse. The group is very active also in organization. They organized a dance festival Ph.D. Dance Days in June 2005 and a summer camp in 2006. The members are also actively engaged in their own artistic projects. The last big organization is Istanbul Dance Festival in June 2007.

Apart from the dance companies, there are some independent project groups. One of them is Dilek Evgin Dance Project. As an example of the first generation, Dilek Evgin comes from a ballet background and she is the head of the ballet department of the State Conservatory at the Mimar Sinan Fine Arts University. She is working with the dancers of the Istanbul State Opera and Ballet and her choreographies have a rather contemporary ballet style, with the dancers trained in a strong ballet technique.

Tuğçe Tuna Dance Project is a contemporary dance project of the choreographer Tuğçe Tuna. As she is training at the Conservatory, she enjoys the advantage of working closely with her students. She shows a very strong contemporary technique blended with innovative ideas. In her past pieces, she showed a very close link to her personal history.

Hareket Atölyesi is an independent group of women of different ages and different backgrounds who work in the field of performance. They have been working regularly since 2000 with the leadership of Zeynep Günsür.

Laboratuar is a group originally formed in Ankara, consisting of dancers coming from different University disciplines. Most of the members moved to Istanbul, as with Şafak Uysal, the leading choreographer of the group. They mostly produce works originating in an intellectual activity rather than in movement research.

Under 9 is another project group formed by the choreographer İlyas Odman. He is mostly known for his solo works in which he challenges himself with an object. He has just started to participate in foreign organizations.

Apart from the above, there are more independent younger generation choreographers such as Talin Büyükkürkçüyan, Aytül Hasaltun, Sevi Algan, Maral Ceranoğlu, and others, and many others to follow, thanks to the growing interest and enthusiasm for expansion, in quantity and eventually, in quality …



For some of the information in this text, I would like to thank Prof. Şebnem Aksan for her kind help, and to Prof. Dr. Jak Deleon for having left us an archive of the history of dance in Turkey.

Wednesday, June 6, 2007

"Güneşli Pazartesi" - Tiyatro tiyatro - June 2007


Erkeklerin dünyasına dair bir ‘fiziksel tiyatro’ çalışması.

Şafak Uysal ve Bedirhan Dehmen Güneşli Pazartesi’de klişeleşmiş dostluk ilişkilerini fiziksel eylemlerle sorguluyorlar.

Aylin Kalem

Güneşli Pazartesi Şafak Uysal ve Bedirhan Dehmen’in “fiziksel tiyatro” olarak tanımladıkları ortak çalışmaları. Çeşitli dans biçimlerinden beslenen bu oyun iki erkek arasındaki dostluğu sosyo-kültürel bir kılıf üzerinden anlatıyor. Her erkeğin çocukluktan yetişkinliğe dek arkadaşlar arasında yaptığı fiziksel eylemleri sahneye taşıyan bu ikili, çağdaş şehir yaşantısında bir yandan bu eylemleri Baudrillard’ın deyimiyle ‘kopyaların kopyaları’ hallerinde sunarken bir yandan da gerçek ve özgün ilişki biçimleri yine de var olabilir mi sorusunu soruyor.

Oyun somut olarak bir vapur seferi sırasında geçiyor. Banklarıyla, pencereleriyle sahnede bir vapur dekoru kurulmuş. Pencerelere yansıtılan gerçek bir seferden çekilmiş boğaz kıyılarının hareketli görüntüleri ise bizi gerçek bir yolculuğa dahil ediyor. Bu aynı zamanda zihinde beliren sorular arasında yapılan bir yolculuğu yansıtıyor. İstanbul’un kaçınılmaz gerçeği yolculuk, Karaköy-Kadıköy arası yapılan iki kıta arası vapur seferi, zamanı askıya alarak iki belirli alanın arasında kalan o belirsiz alanın insanda kışkırttığı yeniden yapılanma arayışlarıyla üst üste biniyor. Toplumsal kimlik tanımlarının belirsizleştiği bu alanın suyla maddeleşmesi, üzerinde gezinen maceraya, değişime açık ama yine de toplumsal bir alan olarak vapurun bu ortama dalması, çarpması ve sallanması imgelerini harekete geçirerek hassas, tehlikeye açık ancak güçlü bir ‘dönüşüm’ fikrini çağrıştırıyor. Bu bağlamda oyunun mekan, tema ve estetik kurgusunun karşılığı Deleuze’ün ‘yersizleşme’/‘bölgesizleşme’ (déterritorialisation) önermesiyle okunabiliyor. Sosyo-kültürel ve mekansal bağların belli bir zaman diliminde zayıflaması yeni yapılanmalara doğru dönüşüm sürecinin başlama olasılığını da haberliyor.

Nispeten çizgisel bir anlatımla tasarlanan oyun klasik bir giriş-gelişme-sonuç yapısı üzerine kurulu. Videodan aktarılan evden çıkış, trafik ve iskeleye varma görüntülerinden sonra, vapur yolculuğu boyunca gitgide büyüyen fiziksel aksiyonlarla resmedilen sataşma, yarışma, güreşme, cinsellik paylaşımları ve birlikte alem yapmaktan, tezahürata dönüşen naralara, askerlik deneyimlerine uzanan biçilmiş ilişki hallerini izliyoruz. Ardından, ilişkiyi zedeleyen birbirini satma eylemiyle oyun en yüksek noktaya çıkıyor ve yine güvenin kurulmasıyla sorunun çözülmesi, birlikte eğlenme, dostluğun yaşanmışlıklarla pekişmesi ve rahatlamayla son buluyor.

Bu imge zenginliği metaforik ve gerçekçi anlatımlara yayılıyor. Baştaki iletişimsizlik teması sigara dumanı metaforuyla işleniyor. Birinin sigara dumanını üfleyerek dokunma hamlelerinde bulunduğu diğeri, her seferinde duman ona ulaşamadan -farkındasızlık içinde- yerini değiştirerek dumanın boşlukta süzülmesine neden oluyor. Sanki söylenecek sözler bir türlü yerini bulamıyor, ilişki kurma çabaları karşılıksız kalıyor. Böyle bir metaforu Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde sergilenen A Sort Of adlı yapıtından da tanıdığımız İsveçli koreograf Mats Ek 1995 yapımı Smoke adlı ünlü çalışmasında anlatının tam da odak yerinde kullanmıştı. Bir dans filmi olan Smoke’ta duman dansçıların kıyafetlerinden, saçlarından çıkarak birbirlerine söylemek istedikleri sözler olarak imgelenmişti. Benzer bir yaklaşım sunan Güneşli Pazartesi’de duman değil ama sigara başlı başına oyunu kuran bir unsur olarak duruyor. Özellikle sanki buraya ait bir sosyalleşme göstergesi gibi duran, her eylem ve duygu sonrası, keyiflenince, dertlenince, kazanınca, korkunca ya da rahatlayınca yakılan sigaralar iki kişi arasındaki ilişki biçimlerini çerçeveliyor. Yaşanmışlığın ardından yakılan sigara ise en yoğun ve gerçekçi haliyle oyuna son noktayı koyuyor.

Sergilenen karakterlerin tezatlığı ise oyuna gerilim sunan tamamlayıcı bir unsur olarak yansıyor. Şafak Uysal’ın sunduğu kişilik muzip, kışkırtıcı, oyunu kuran, kaçan, saldırgan dolayısıyla aktif bir aksiyon sergilerken Bedirhan Dehmen’in soğukkanlı, vurdum duymaz, savunmacı ve daha pasif bir karakteriyle sahne üzerinde etki-tepki-tepkisizlik arasında gidip gelen bir gerilim yaratılıyor. Oyun ilerledikçe bu karakterler çizdikleri sosyal kimlik kabuklarından sıyrılıp uzlaşarak ortalarda buluşuyorlar. Suyun ayıran olduğu kadar insanları birleştiren, ulaştıran özelliğinin altı çiziliyor sanki. Dostluğun belki de herşeye rağmen sürekliliğini sağlayan en belirgin göstergesi de bu değil midir zaten ?

Sahnenin sağ arkasında yer alan camekan bölmede geçen aksiyonlar ise dönüşüm fikrine en yakın duran, sınırların zorlandığı, belirsizleştiği anları yansıtıyor. Burada nispeten dolaysız ve gerçekçi bir anlatım sergiliyor. İki erkek arasında klişeleşmiş, kılıf giydirilmiş dostluk biçimlerinin dışında katışıksız, dolaysız ilişki kurma ihtimalini hatırlatıyor. Duyguların temsil-dışı biçimlerini arayan ürkek, acemi, kararsız, çekingen ve kırılgan tavırlar sergileniyor. Vapurdaki banklar ve sorgu odası niteliğinde parlak ışıkla aydınlanmış bu bölme dışarı ve içeriyi, sosyal bağlamda yapılandırılmış kabul gören ilişki biçimlerini ve bireysel, özgün ve samimi ilişki hallerini temsil ediyor. Bu bölmede olup bitenler oyunun genelinde çok az bir yer tutuyor. Bildik dostluk hallerinin gülünç ve saçma imgeleri çok daha baskın, dolayısıyla görünmeyen, özel olan ilişki ihtimallerini düşünmek biz seyircilere kalıyor.

Güneşli Pazartesi zevkle izlenebilecek net, çocuksu ve sımsıcak bir çalışma. 8 Haziran’da “Istanbuldans” kapsamında Garajistanbul’da yineleniyor.

Bu yazının bir bölümü Radikal gazetesinin kültür-sanat sayfasında 10 Nisan 2007’de yayımlandı.

Sunday, May 6, 2007

Camadamlar - Radikal - 06 May. 07






Cam bardakların üzerinde ‘kırılgan’ bir yolculuk

İlyas Odman yeni koreografisi Camadımlar’da cam bardaklar üzerinde iki bedenin hayatta kalma çabasını bedenin enerjisi üzerinden minimal bir anlatımda sundu.

Aylin Kalem

Camadımlar.intro Beden-ek çağdaş sahnelemeler kapsamında garajistanbul’da sergilenen, koreografisini İlyas Odman’ın, dramaturjisini Evren Erbatur’un yaptığı bir çalışma. Sahnede koreografın Çağlar Yiğitoğulları ile birlikte var olduğu, çağdaş dansın performans sanatına göz kırptığı bir iş.

Oyun, yerde iki ayrı öbek halinde baş aşağı dizilmiş kırk, elli kadar cam bardakla başlıyor. Oyuncuların dikkatle bardakların üzerine çıkmalarıyla birlikte gerilimin ve riskin dayattığı başka bir gerçekliğe giriliyor, izleyicinin de bu gerçekliğe girebilmesine zaman tanınıyor. Önce bu cam bardaklar üzerinde durabilme ve onlarla mekanda ilerleme becerisini gösteren bu bedenleri seyrettirse de çok geçmeden bu iş, göstermekten ziyade çabalama anına odaklı olduğunu farkettiriyor. Bu salt beceri seyretme halinden sıyrılındığında oyunun kendi gerçekliği ortaya çıkmaya başlıyor ve cam bardakların üzerinde bedenlerin ne yaptıkları, ne gibi formlar aldıkları veya ne kadar dans edebildikleri geride kalıyor. Bundan sonra, bedenlerin sahnede yarattığı enerji bellekteki pek çok imge ve düşünceyi harekete geçiriyor. Hayatta kalabilme, kendi alanını oluşturma ve bir şeylere tutunabilmeye dair kırılganlık ve çabalama hallerini hatırlatıyor.

Oyuncular kimi zaman bardakların üzerinde kimi zaman da onlarla birlikte ilerliyorlar. Arada bir durup geriye bakma anları, geride bırakılmış bardaklarla kurulan bellek, bu sürecin izleri... Kimi zaman bardakları dizip üzerine uzanıyorlar, yatmaya çalışıyorlar ve ‘durmak’ seçeneğini kullanmak arzusu vurgulanıyor ama bu seçeneğin asla var olamayacağı kırılgan durumlar hep yineleniyor. Kendine adacıklar oluşturma ama bir türlü yerleşememe, rahatlayamama halleri...

Bu rahatlayamama halleri izleyiciyi de içine çekiyor. Sahnede cam bardakların oluşturduğu ‘gerçeklik’ ve oyuncuların bunlarla kurduğu ilişkiyle doğan ‘yabancılaşma’yla seyirci kendisine dönüyor. 40 dakika boyunca yüreğiniz rahat edemiyor. Sürekliliğini koruyan hata yapma riski, dengeyi sağlayamama ve bardağı kırma tehlikesi... Bu da gerilimin en son ana kadar, hatta ışıkların kararmasıyla oyunun bitişinden sonra -yani ‘dikizleme’ halininin dışında-, seyircinin kendi gerçekliğine döndüğünde de devam ettiğini hissettiriyor. İnsanlığın buluştuğu ortak kaygı: Hayatta kalmak, kimlik bulmak, mekan edinmek, birliktelikler oluşturmak, birşeyler yapmak, sürdürebilmek, vs...

Bedenlerin birbirleriyle buluştukları anlar onları bu kırılgan durumdan kurtarmıyor. Tam tersine durumlarını birbirleri için daha da riskli konumlara taşıyorlar. Kimi zaman satranç taşlarını dizer gibi mekanını oluşturup karşısına geçip oyununu kurarken kimi zaman da ötekinin mekanını taciz etme, sataşma, körükleme ve ne olacağını izleme halleriyle karşılaşıyorsunuz. Bir anda bardakların yerde yuvarlandığı, birbirlerine teğet geçtiği ve kimi zaman da birbirlerine çarptığı hatta aralarından bazılarının kırıldığı anları izleterek ve şimdi ne olacak sorusunu sordurarak ‘hayat devam ediyor’ demekten öteye gitmeyen çaresizliği yeniden yaşatıyor.

Müziğin bu çalışmaya dramatik bir alt yapı sunmasına karşın zaman zaman kesilmesi ve cam bardakların yerde sürtülmeleriyle çıkan kuru ve iç gıcıklayan ses, aynı durumu iki farklı gerçeklikte sunuyor. Müziğin varlığı sahnedeki aksiyonu beden formlarının ve enerjilerinin bir dansı gibi seyrettirirken, kesilmesi ise durumun acı gerçekliğini ortaya çıkarıyor.


Siyah bir pantalonun dışında bedenin çıplaklığının sergilendiği bu oyunda dansçılar baştan sona güçlü bir varlık sergiliyor. Kimi zaman yüzdeki mimiklere izin vermek, yapmamak ama durum bunu doğurduğunda da gizlememek bu çalışmayı gerçekçi ve samimi kılıyor. İlyas Odman ve Çağlar Yiğitoğulları bu noktada karşıt ve birbirini tamamlayan bir estetik ortaya koyuyor. Bardakların üzerinde iki farklı kişilik algılanıyor. Biri bu durumla kendi halinde daha içe dönük bir biçimde baş etmeye çalışırken diğeri nispeten arayan, etrafında olup bitenleri gözlemlemeye çalışan dışa dönük bir kişilik sunuyor.

Cam bardakların bedenin uzantısına dönüştüğü bu ortamda bedenler sürekli bir denge arayışı içinde gerginlik ve gerilimi yansıtıyor. Çoğunlukla bu çabalamada sahnede varlıklarını yalnız olarak sürdüren dansçılar biraraya geldiklerinde kimi zaman birbirlerini çekerek, kimi zaman iterek, kimi zaman da birbirlerinin üzerine çıkarak birlikte olmanın durumu daha da riskli ve kırılgan kıldığı bir ilişki sergiliyorlar. Ama vazgeçmiyorlar. Oyunun sonunda bardakların üzerindeyken üst bedenlerinin arasında sıkıştırdıkları bardak düşüp kırılsa da yeni bir tanesini yerleştirerek bu çabalama halinin bit(e)meyeceği gerçekliğini bir kez daha hatırlatıyorlar.

Oyun genelinde minimal bir estetik sergiliyor. Malzeme ve onunla kurulan ilişki yalın bir düzlemde. Böylelikle, izleyici bu yalınlığın içinde bedenin enerjisine odaklanabiliyor. Oyunun sağlam alt yapısı ve üzerinde duran belirsizlik, karasızlık anlarıysa bu çalışmanın farklı şekillerde okunabilmesini mümkün kılıyor. Zira oyunun beslendiği popüler ‘dikizleme’, taciz etme kültürü ve teknolojinin gitgide insanları ‘uzantı’laştırdığı gerçeği izleyiciyi içine çekiveriyor.

Camadımlar bizi bıçak sırtında, çıkışı olmayan, etkisini üzerinizden hemen atamayacağınız bir yolculuğa sürüklüyor...

Bu gösteri geliştirilmiş haliyle Camadamlar olarak 7, 8, 14 ve 15 Mayıs’ta garajistanbul’da yeniden sahnelenecek.

Şafak Uysal ve "kayıp çocuklar şehri" - TimeOut Istanbul - May. 07

şehr’ü evlad’üz-ziyan
nam-ı diger : kayıp çocuklar şehri


Laboratuar biraz eleştirel, biraz psikolojik, biraz kavramsal bir çağdaş dans çalışmasıyla yine garajistanbul’da...


Aylin Kalem

2007 çağdaş dansa hayırlı geldi. Garajistanbul’un açılmasıyla İstanbul’un ‘bağımsız’ olarak üreten dansçı ve koreografları biraraya toplanıp peşpeşe gösterilerini sunmaya başladılar. Mayıs sonunda sezon bitse de Garajistanbul bu kez Çıplak Ayaklar Kumpanyası’ndan Mihran Tomasyan liderliğinde düzenlenecek bir çağdaş dans festivali’ne ev sahipliği yapacak. Bu festivalle ilgili kapsamlı bilgiye gelecek sayıda ulaşabileceksiniz. Ancak festivalin açılış gösterisi şehr’ü evlad’üz-ziyan bu ayın 30’unda sergileniyor. Adına kanıp Osmanlı’dan kalma geleneksel bir raks gösterisi zannetmeyin. Diğer adıyla kayıp çocuklar şehri güncelliğini koruyan bir olguya değiniyor. Laboratuar bugünün gündemiyle, seksen sonrası kuşağın olgunlaşıp bugüne dek olan sürecini derinlemesine irdelediği, bu çocukluk travmasını tanımlamaya başladığı, sorular sorduğu ve bundan kurtulup dönüşmeyi önerdiği bir yaklaşım sunuyor. Bunu da adeta bir “Ankara Güzellemesi” olarak nitelendiriyorlar. Zira Laboratuar her ne kadar artık İstanbul’da üretmeye başladıysa da Ankara çıkışlı bir grup. Hiçbir elemanı Ankaralı olmayan ama eğitimleri nedeniyle bu şehirde biraraya gelen ve durumlarını ortak noktaları Ankara üzerinden sorunsallaştıran bir grup. Bu grubu ilginç kılan bir başka etmen de üretmeye öncelikle entelektüel çalışmayla başlamaları çünkü aslında üyelerinin neredeyse hiçbiri dansçı olarak yetişmemiş, üniversite yıllarında dansla haşır neşir olmuş ve akademik çalışmalarıyla sahneyi beslemeye çalışmışlar. Laboratuar’ın kurucusu ve lokomotifi Şafak Uysal’la kayıp çocuklar şehri üzerine konuştuk.

kayıp çocuklar şehri’nin süreci nasıl başladı?
kayıp çocuklar şehri aslında Laboratuar’ın kuruluşunun altında yatan bir iş. 2003’te bizi biraraya getirdi. Ortak gündemimizin ne olduğunu saptamaya çalışıyorduk. Hepimizin paylaştığı Ankara’ya özgü durumlar vardı. Gündemimizi kuran durumun ne olduğunu sorguladık. Bunu ilk önce uzun bir kavramsal çalışmanın başlangıcı gibi düşündük ve oralarda çıkan temaların karşılık bulduğu örneklere yöneldik. Delicesine kitap okuma ve film seyretme süreci başladı. Elif Şafak’ın Mahrem’ini, Orhan Pamuk’un Kara Kitap, Beyaz Kale ve Yeni Hayat’ını, Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü’sünü, Jonathan Coe’nun Uyku Evi’ni okuduk. Özellikle bir uyku laboratuarını konu alan bu son kitaptaki uyku ve rüya temaları oyunumuzun kurgusunu oluşturuyor. Eserin neredeyse tüm kurgusu uyku döngülerinin matematiksel yapısına dayanıyor. Kurmaya çalıştığımız deneyimin rotasını oluşturuyor. “Kayıp Çocuklar Şehri” filminin kendisi de rüya ve çocukluk temaları üzerinden çalışan masalsı bir dile sahip bir film. Bu filmin bize sunduğu ‘kayıplık,’ ‘çocukluk’ ve ‘şehir’ kavramlarına ayrı ayrı baktık. Bu ön çalışma aslında Laboratuar’ın genel anlamda estetik anlayışını ve vizyonunu kurgulamamıza neden oldu. Ve bu noktada bu eser üzerine çalışmaya ara verip Laboratuar’ı oluşturmaya yöneldik.

Eserin temasını oluşturan seksen kuşağı kavramıyla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Hepimiz seksen kuşağı çocuklarıyız. Yetiştiriliş biçimlerimizde, kişiliklerimize nasıl yansıdığına dair bir profil çiziyoruz. Bu dönemde ailelerin çocuklarına karşı aşırı korumacı yaklaşımlarıyla gelen naiflik derecesinde bir idealizm var bu kuşakta. Ama bu idealizmi hayata geçirecek donatıdan yoksunluk da var. Bu süreç seksenlerde başladı ve bitmedi hatta daha radikal boyutlara taşındı. Bu kuşağın tepkisel olarak siyasetle ilgili bariyer kurduğu bir ilişkisi var. Ankara örneğinde ise bir taraftan müthiş bir düzen var, bir taraftan ise karınca yuvası gibi sürekli akan ve dönüşen bir trafiği. Bu öyle bir şey ki artık elini koyduğun yerde parmak izin kalmamaya başlıyor. Sürekli başka bir şeye dönüşüyor. Tutunduğun deneyim parçaları artık yerlerinde durmuyor ve çoğu zaman bunun farkına bile varılmıyor. Bu durum elbette İstanbul’da da benzer, ama yine de İstanbul tarihi bir şehir olduğundan değişmeyen şeyler de var. Ankara’da ise durum radikal düzeyde. Tutunacağınız bir şey yok, kendinize deneyimler cetveli oluşturamıyorsunuz. Laboratuar olarak her birimiz bu duruma dair deneyimler tarif ediyoruz. Ama yine de eserde, Ankara’yı bu deneyim yoksunluğunun sebebi gibi görmek değil, bu durumla yüzleşmeyi amaçlıyoruz. Bu kuşağın daha varoluşsal bir kayıp ve deneyim yoksunluğundan bahsetmek için Ankara sadece bir saha oluşturuyor. Mimarlık tarihi hocalarımızdan birinin söylediği bir şey vardı. “Ankara bir düşler kenti” der, “düşlerle donattığı için, düşleri gerçekleştirdiği için değil, Ankara’da düş kurmadan yaşayamazsın da ondan”. Laboratuar bile bizim için bunun ürünü. Bu deneyimsizliğin dışına çıkmak adına beraberce attığımız politik bir adım. Bu kuşağa ait saf çocukluk ve deneyimsizlik hali, aksi durumda var olabilecek kısıtlamalardan da yoksunuz aynı zamanda. Bunu bir kudret olarak görüyoruz. Yakınmayı bıraktığımız noktada, eğer sahip olduğumuz buysa, buradan çıkabilecek siyaset nasıl bir siyaset olurdu sorusunu soruyoruz. Bu durumun götürdüklerini zaten biliyoruz, bize ne kazandırıyor?

Eserde kurmaya çalıştığınız deneyimi biraz açar mısın?
Tam da bu noktada ve bütün bunlardan sonra, eserin bir anlatı üzerine kurulmasındansa seyirciye bir deneyim yaşatması gerektiğine ikna olduk. İzleyiciye bu kayıplık ve yoksunluk durumunu yaşatmak ve bu kaybın bize kazandırabileceği şeyleri uyarmak. Örneğin eserde eldeki görsel verileri sıfıra indirip seyirciyi hayal etmeye teşvik ettiğimiz bir bölüm var. Kazanç ihtimallerini tetiklemek adına psikolojide bulunan imgelem tekniklerini araştırdık.

Bu bağlamda eserde katartik bir arınma söz konusu olabilir mi?
Bu kelimeden biraz çekiniyorum çünkü seyirciye özdeşleştirme sunmayı amaçlamıyoruz, daha çok deneyimleyebileceği bir ortam, çevre oluşturmaya çalışıyoruz. Sahne koşulları dahilinde seyirciyi katılımcı pozisyonuna sokmak istiyoruz. Katartik anlamda tutulan birşeyin kapılarını açma kaygımız var, ama seyirciyi katartik bir boyuta taşıyacağımızı söylemek şu anda çok iddialı olur.

Öyleyse bir yerleştirme anlayışından bahsedebiliriz.
Evet böyle bir eğilim var. Bu yüzden geçen sene CRR’deki temsilden mekansal anlamda memnun kalmamıştım. Eserdeki modernite teması ve buna karşılık gelen beyaz duvar metaforunu işleyememiştik. Garajistanbul’daki sunumumuzda ise yerleştirme yaklaşımıyla, seyircinin kendi çalışma ve deneyimleme ortamını yaratmak adına mekanda değişikliğe gideceğiz. Ankara’nın bir türlü iz bırakamadığınız beyaz duvarını izleyiciye de aktarmak istiyoruz.

Ekipten bahsedecek olursak...
Şu an sahnede toplamda 10 kişilik bir ‘ensemble’ var. Kavramsal çerçeveyi ise benim de içinde bulunduğum tamamen başka bir ekip hazırladı. Benimle birlikte Çağla Gülol, Ersan Ocak, Özgür Özakın, Umut Şumnu, Mehmet Ali Üzelgün var. İlk aşamada eserle ilgili metinler ürettik. Bunlara oyunun broşüründe de yer vereceğiz. Ben rejiyi ve koreografik tasarımı yapıyorum. Dansçıların yaratıya katılımı ise bu kavramsal çerçeve içinde birbirimize aktardığımız deneyimler yoluyla oluştu. Kavramsal çerçeve ekibi aynı zamanda ses, video ve kostüm yaratımında da görev alarak kurgulanma aşamasına da katıldılar.
Bu eseri geçen yıl CRR’de izlemiş seyircilere ne söyleyebiliriz?
Karanlık bir dünyanın anlatısı üzerine kurulu bir oyun vardı orada. Burada ise deneyime dayalı daha coşkun bir yaklaşım var. CRR’de kullandığımız malzemelerden bazılarını kullanıyoruz, ama yine de başka bir eser çıkıyor ortaya.

{şehr’ü evlad’üz-ziyan: kayıp çocuklar şehri}
Garajistanbul
30 Mayıs, 20:00
Reji ve Koreografik Tasarım: Şafak Uysal
Kavramsal Çerçeve: Şafak Uysal, Çağla Gülol, Ersan Ocak, Özgür Özakın, Umut Şumnu, Mehmet Ali Üzelgün
Set & Işık Tasarımı: Kerem Çetinel, Şafak Uysal
Ses & Müzik: Doğuş Bitecik
Kostüm Tasarımı: Fulya Tekin, Çağla Gülol, Gonca Gülol
Video: Ersan Ocak, Mehmet Ali Üzelgün, Önder Sevimli, Doğuş Bitecik
Grafik Tasarım: Güneş Özkal
Yaratıcı & Sahneleyenler: Çağla Gülol, Çağlar Yiğitoğulları, Emre Çelik, Fulya Tekin, Gence Armağan, Güneş Özkal, Şafak Uysal, Umut Ergezen

Monday, April 30, 2007

DBM – Akdeniz Dans Haritası

Danse Bassin Méditerranée (DBM), Akdeniz havzasında çağdaş dans ve sahne sanatlarının gelişimine hareket kazandırmayı amaçlayan, bağımsız ve üyelik sistemine dayalı bir oluşum. Akdeniz havzası temelli olanlar başta olmak üzere, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinden sanatçılar ve sanatla ilişkili meslek grupları arasında iletişimi teşvik etmeyi ve ağ oluşumlarının hayata geçmesini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Bunun yanı sıra sanatsal alışveriş ve işbirliği imkanlarını artıran organizasyonlara, üyeleri tarafından hayata geçirilen etkinlik ve yapımlara destek veriyor.

DBM, uzun süredir çeşitli kesimlerce telaffuz edilen bir ihtiyaca cevaben, Avrupa Kültür Vakfı’nın desteği ile, Akdeniz bölgesinde çağdaş dans alanında faaliyet gösteren tüm kişi, kurum, etkinlik ve oluşumları içeren bir haritalandırma projesi üzerinde çalışıyor. Projenin amacı, çağdaş dans odaklı dans okulu, dans bölümü, koreograf, topluluk, eleştirmen, araştırmacı, kuramcı, festival, etkinlik, sahne ve çalışma mekanı, fon kaynağı, dernek, girişim ve oluşumların tamamını kapsayan, bütünlüklü bir veritabanı oluşturmak. Toplanan bilgiler DBM’in yeni web-sitesinde isteyen herkesin kullanımına açık olacağı gibi, yorum, ek ve güncellemelere elverişli ve esnek bir yapı çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılacak.

Proje kapsamında yer alan ülkeler: Arnavutluk, Bosna & Hersek, Cezayir, Ermenistan, Fas, Filistin, Hırvatistan, Karadağ, Kıbrıs, Libya, Lübnan, Malta, Mısır, Sırbistan, Slovenya, Suriye, Tunus, Türkiye, Ürdün ve Yunanistan. DBM, bu ülkelerin her biri için, çağdaş dansın ülkedeki güncel durumuna ilişkin tespitlerde bulunmak üzere bir yazar ve veritabanının oluşturulmasına yardımcı olmak üzere bir araştırmacı ile işbirliği içinde çalışıyor. Bu bağlamda, projenin Türkiye ayağı Aylin Kalem ve Şafak Uysal tarafından yürütülmekte.

Harita, hazırlık aşamasını takiben, ilk olarak 8-10 Haziran 2007 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek olan 4. DBM Yıllık Toplantısı çerçevesinde sunuma açılacak.

Eğer Türkiye’de, çağdaş dans alanında faaliyet gösteriyorsanız, (1) birlik, dernek ve girişimler; (2) dans okulları ve bölümler; (3) topluluklar; (4) koreograflar; (5) festival ve etkinlikler; (6) sahneler; (7) yazar, eleştirmen, araştırmacı ve kuramcılar; (8) fon kaynakları; ve (9) çalışma mekanı ve rezidanslar kategorilerinden birisi kapsamında DBM – Akdeniz Dans Haritası’nda yer almak üzere Şafak Uysal (safak@laboratuar.org) ile iletişime geçmeniz yeterli.

Sunday, April 29, 2007

Absent Interface

A collaborative project of a series of events on “Bodies and Technologies”
(Barcelona, Vienna, Zagreb and Istanbul)

www.absentinterfaces.blogspot.com

PARTNER NODES:
TanzQuartier Wien (Vienna): http://www.tqw.at/
L'animal a l'esquena (Celra/ Girona): http://www.lanimal.org/
Centre for Dramatic Arts (Zagreb): http://www.cdu.hr/
Bodig (Istanbul): http://www.bodig.org/

STEERING GROUP (partner affiliation):
Daniel Aschwanden (TanzQuartier Wien/ Bilderwerfer)
Andrea Bozic
Toni Cots (L'animal a l'esquena)
Scott deLahunta
Ivana Ivkovic (Centre for Drama Arts)
Aylin Kalem (Bodig)

L'entre-deux - interactive installation



The Piece

L’entre-deux (in-between) is an interactive video installation conceived by Aylin Kalem, co-designed with Denis Juge and programmed by Anne Prugnon.


Programme Note

There are two sets of short videos on the projection –one on various parts and organs of the body, and the other on various types of mechanical tools and objects. These two types of videos are presented side by side in two separate windows. Although the intention is not to offer direct similarities between the body films and the object films, the viewer may note some resemblances between the movements, forms, colours and textures of the two windows on the projection. The selection of the videos is done by the computer on a random basis within a certain limited possibilities. However, the user may interact by using the mouse and have a certain effect on the randomness of the selection.


Operation

The installation operates on a CD-Rom programmed with Director 8,5 and consists of digitally formatted film. The CD-Rom may run and operate on a limited randomness in relation to interactivity between the two sets of films. The system is also open to the interference of the user of the mouse which affects the system and thus, the selection of the films.


The Concept

This installation is based on the body-machine relationship. This relation is re-visited in a contemporary fashion with the introduction of the ‘cyborg’ phenomena although it has been one of the primary concerns of the humanity since its birth. Human kind used various tools in order to survive and is transformed by using them and is evolved into the following centuries. These tools served as prostheses or extensions of the body, augmented the capacities of the body and thus provided an altered perception of the world. The body is constantly experiencing a particular corporeality within the human-machine interaction.

This work is just a simple suggestion of a personal contemplation of the body in a more or less voyeuristic fashion. The viewer may also control the videos by using the mouse, forwarding or rewinding, accelerating or slowing down the film of the body, thus having a certain control of the movement. The possibility to control the videos of the body is a kind of an invitation to identify oneself with the body on the screen displayed side by side with the films of the tools. The focus is concentrated on the minimal, uncontrolled and involuntary movements of the body proposing a tension caused by the body’s continuous re-adjustment so as to emphasize the vulnerability but also the adaptability of the flesh. In some of the shots the skin and the bones are traversing the camera, getting in and out of the frame, appearing and disappearing, playing with ideas of presence and absence, thus leaving its memory behind, by the act of comparing, on the images of the tools.


Presented at:



"Beden-ek" / Kargart, Istanbul, 17-29 March 07

"Sinopale" / Contemporary Art Biennial, Sinop, Aug. 06

"TECHNE 06" / International Istanbul Digital Performance Platform, Istanbul, 17-22 Apr. 06

"METU Dance Festival" / Ankara, March 04

"3rd Performance Days" / dags+ & Bilgi Univ., Istanbul, June 03